Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarındaki akademik kadro dağılımı son zamanlarda dikkat çekici bir değişim göstermektedir. SER Danışmanlık tarafından yayımlanan 2025 ArGe ve inovasyon raporu, öğretim üyesi sayısındaki belirgin artışa rağmen, araştırma ve öğretim görevlisi sayılarındaki düşüşe vurgu yapmaktadır.
Artan Öğretim Üyesi Sayısı Ne İfade Ediyor?
Raporda belirtilen verilere göre, Türkiye’de öğretim üyesi sayısı son sekiz yılda yüzde 44 artarak 77 binden 111 bine çıkmıştır. Ancak, üniversitelerin akademik altyapısının temelini oluşturan araştırma ve öğretim görevlisi sayısında azalma gözlemlenmiştir. Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, bu artışın tek başına olumlu bir gelişme olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmektedir. Gülez, üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesinin bu tablo ile nasıl şekillendiğinin daha önemli olduğunu belirtmektedir.
Genç Akademisyenlerin Sistemdeki Yeri
Gülez, genç araştırmacı sayısındaki azalmanın yalnızca kadro politikalarıyla açıklanamayacağını, üniversitelerdeki çalışma koşullarının da bu duruma etki ettiğini söylemektedir. Mobbing, aşırı iş yükü ve güvencesizlik gibi sorunlar, genç akademisyenlerin sistemden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Bu durum, lisansüstü eğitim süreçlerini olumsuz etkileyerek, nitelikli akademisyen yetiştirme olanaklarını zayıflatmaktadır.
Uzun Vadeli Riskler ve Çözüm Önerileri
Gülez, kısa vadede öğretim üyesi sayısındaki artışın yalnızca kağıt üzerinde bir büyüme sunduğunu, ancak uzun vadede ciddi riskler barındırdığını dile getirmektedir. Bilimsel üretkenlikte nitelik kaybı ve üniversitelerin toplumsal sorunlara yanıt üretme kapasitesinin azalması gibi riskler bulunmaktadır. Bu tablo, üniversitelerdeki kadro planlamalarının daha bilimsel ve kamusal ihtiyaçlara göre yapılması gerektiğini göstermektedir.

